Çok yoruluyoruz, çok fazla yolumuz var yürümemiz gereken. Öyle felsefi bir yol değil, beton ormanda eve, işe gitmemiz gereken yol. Durakta, pazarda ya da kuyruklarda bekliyoruz. Bir şeyleri izlemek için bekliyoruz. Yaşamak gibi duran hayatı, bitirmek için bekliyoruz. Çok fazla yokuş çıkıyoruz, öyle derin anlamları olan yokuşları değil… Eve gitmemiz gereken yolun yokuşun çıkıyoruz.
Belki dertlenip belki yorulup atıyoruz elleri arkaya, yürüyüşümüzü kolaylaştırsın diye. Yürüyüşümüz hayatımızdır, hayatımıza destek çıksın diye atıyoruz elleri arkaya. Dertlerimiz vücudumuza ya da ellerimize yansıyor. Bazen ellerimiz bedenimizin yükünü taşıyor, bazen ellerimiz birer çanta oluyor.
İşte bu düşüncelerle, sokağı sıradan hayatın bir fotoğrafı, sıradan hayatı ise kıymetli bir fotoğraf olarak gören biri olarak, Dertli Eli Arkaya Atma Türkiyesinin fotoğraflarını çekiyorum.Yıllardır sıradan anları yakalama derdindeyim ama insan istese her şeye anlam yükler, bilmiyorum bu fotoğrafların çok büyük anlamı var mı; ancak sonuçta anlam arayanındır. Dertler de bulamayanındır.
Furkan Dilben






















